Görmeyen Çocuklara Umut Olun
Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği olarak, görme engelli çocuklarımızın eğitimine ve bağımsız yaşamlarına katkı sağlıyoruz.
❤️ Bağış Yap
Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği olarak, görme engelli çocuklarımızın eğitimine ve bağımsız yaşamlarına katkı sağlıyoruz.
❤️ Bağış Yap
Görme yetersizliği denildiğinde akla genellikle zifiri bir karanlık gelir. Oysa bu spektrumun çok büyük bir kısmını “az gören” bireyler oluşturur. Az görme, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tanımlamasına göre, mevcut en iyi düzeltmeyle (gözlük vb.) iyi gören gözde görme keskinliğinin 3/10 (veya 0.3) ile 1/20 (veya 0.05) arasında olması veya görme alanının 20 dereceden dar olması durumudur (Timlioğlu, tarih yok). Az gören bir çocuk için dünya ne tamamen karanlık ne de cam gibi berraktır. Tamamen görmeyen bir çocuğun dünyayı dokunarak veya duyarak anlamlandırma stratejileri oldukça nettir. Ancak az gören çocuğun deneyimi bundan daha farklıdır: Görebildiği kadarıyla görsel dünyaya tutunmaya çalışmak. İşte bu çaba, beraberinde literatürde “görsel yorgunluk” dediğimiz bir bedel getirir.
Sınıftaki tahtaya bakarken veya bir kitabın sayfalarında kaybolurken çocuğun harcadığı eforu bir anlığına hayal edin. Gören bir beyin, kelimenin tamamını saliseler içinde tek bir imge olarak algılar. Az gören bir beyin ise o kelimeyi harf harf, boşlukları bağlamdan tahmin yürüterek tamamlar. Bu yoğun süreç, sadece göz kaslarını değil, çocuğun bilişsel kapasitesini de zorlar. Ancak gözlerinin çabuk yorulması son derece normaldir. Göz kasları çalıştıkça zorlanır ve gelişir (Engelsiz Yaşama Derneği, tarih yok).
Görsel yorgunluk (astenopi), sadece gözlerde yanma veya sulanma yaratmaz; aynı zamanda şiddetli baş ağrısı, boyun tutulması ve duruş bozuklukları ile kendini gösterebilir. Çocuğun okuldan döndüğünde hırçınlaşması veya gözlerini şiddetle ovuşturması bir şımarıklık ya da davranış problemi değildir. Bu tepkiler, çocuğun gün içinde yaşadığı zorlanmadan kaynaklanır. Öğretmenlerle işbirliği içerisinde çocuğa uygun çözümler sağlandığında, çocuğun yaşadığı zorluklar da azalacaktır (Engelsiz Yaşama Derneği, tarih yok).
Ailelerin ve eğitimcilerin sıklıkla düştüğü en yaygın hata, “Madem az görüyor, her şeyi devasa boyutlarda yazalım” yanılgısıdır. Harfleri büyütmek her zaman sihirli bir çözüm sunmaz. Bazen yazıyı o kadar büyütürsünüz ki, çocuk kelimenin bütünsel şeklini kaybedip sadece harflerin kenarlarına odaklanmak zorunda kalır; bu da gözü daha çok yorar.
Burada dikkate alınması gereken bir diğer kavram “kontrast”tır. Beyaz kağıt üzerindeki soluk gri bir yazıyı ne kadar büyütürseniz büyütün okumak çocuğa işkence gibi gelecektir. Ancak sarı asetat kağıdı veya siyah arka plan üzerine sarı, kalın uçlu bir kalemle yazılmış normal boyutlardaki bir metin, çocuğun görsel enerjisini ciddi oranda tasarruf ettirir. Aynı şekilde, mekan aydınlatması da hayati önem taşır. Çocuğun gözüne doğrudan vuran parlak bir lamba veya arkadan gelen ters ışık, görmeyi kolaylaştırmak yerine körleştirici bir beyazlık yaratabilir. Işık, doğrudan sayfaya, çocuğun omuz hizasından düşmelidir.
Aynı kontrast kuralından mobilya düzenlemelerinde de yararlanılabilir. Mesela evdeki mobilya ve eşyaların açık-koyu-canlı renkler yanyana olacak şekilde düzenlenmesi çocuğun onları ayırt etmesini kolaylaştırır (Engelsiz Yaşama Derneği, tarih yok). Örnek vermek gerekirse, yemek masanızda siyah bir örtü üstünde beyaz ya da canlı renklere sahip mutfak eşyaları çok daha kolay görünecektir. Çocuğunuzun odasını da parlak ve canlı renklerde oluşan mobilya ve aksesuarlarla düzenlemeniz odayı onun için daha kullanışlı bir hale getirecektir.
Çocuğunuzun her sabah cebinde kısıtlı bir “görsel enerji bütçesi” ile uyandığını varsayın. Bu bütçe gün boyu aynı kalmaz. Sabahın ilk saatlerinde rahatça okuduğu bir metni, öğleden sonraki son derste okuyamaması tıbbi bir gerileme veya tembellik değil, basitçe bütçenin tükenmesidir. Göz doktorunun ölçtüğü klinik görme keskinliği ile çocuğun o anki yorgunluğuna bağlı “işlevsel görmesi” her zaman birbiriyle örtüşmez.
Bu noktada stratejik olmak gerekir. Büyüteçler (teleskopik cihazlar) ve elektronik ekran okuyucular harika araçlardır fakat onlar da uzun süreli kullanımda gözü yorar. İdeal olan, görenler için uygulanan “Her 20 dakikada bir uzağa bakmak” kuralını uyarlamaktır. Az gören çocuklar uzağa bakarak dinlenemezler; onlar için en iyi dinlenme, gözleri tamamen kapatıp görsel uyaranları birkaç dakikalığına sıfırlamaktır.
Çocuğun kendi sınırlarını tanıması ve “Gözlerim çok yoruldu, dinlenmem lazım” diyebilmesi, yani kendi hakkını savunabilmesi ona vereceğiniz en değerli eğitimdir. Çocuğunuza görme yetisini en verimli ve en mutlu şekilde nasıl kullanacağını öğretebilirsiniz. Öğrenme süreci, sadece gözleri kısarak bakılacak bir kağıttan ibaret değildir; dokunarak, duyarak ve hissederek de aynı derecede öğrenilebilir.
Görme engelli çocuklar için matematik öğrenimi ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz: https://parilti.org.tr/gorme-engelliler-icin-matematik/
Engelsiz Yaşama Derneği. (tarih yok). Az Gören Çocuklara İlişkin Bazi Genel Bilgiler ve Günlük Yaşama Dair Öneriler. Engelsiz Yaşama Derneği: https://ey-der.com/az-gorenler/az-goren-ailelerine-ve-ogretmenlerine-oneriler/ adresinden alındı
Timlioğlu, S. (tarih yok). Çocuklarda Az Görme. https://www.semrintimlioglu.com/cocuklarda-ve-bebeklerde-az-gorme/ adresinden alındı