Görmeyen Çocuklara Umut Olun
Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği olarak, görme engelli çocuklarımızın eğitimine ve bağımsız yaşamlarına katkı sağlıyoruz.
❤️ Bağış Yap
Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği olarak, görme engelli çocuklarımızın eğitimine ve bağımsız yaşamlarına katkı sağlıyoruz.
❤️ Bağış Yap
Çocuk parkları, miniklerin dünyayı ve birbirlerini keşfedebilecekleri en etkili alanlardandır. Tahterevallide sıra beklemek, kumlukta küreği paylaşmak ve takım oyunu oynamak burada öğrenilir. Peki, bu hareketli ve gürültülü ortama elinde beyaz bastonuyla veya kalın camlı gözlükleriyle görme engelli bir çocuk girdiğinde ne olur? Gören çocuklar genellikle aniden oyun oynamayı bırakıp meraklı gözlerle yeni gelene bakakalırlar. Bu an, parktaki bir ebeveyn için son derece kritik bir sınavdır. Çoğu anne baba, çocuğunun bu uzun bakışlarından utanıp “Şşşt, bakma öyle, ayıp” diyerek onu hızla oradan uzaklaştırma eğilimindedir. Oysa o fısıltıyla söylenen “ayıp” kelimesi, çocuğun zihnine engelliliğin korkulacak, uzak durulacak ve hakkında konuşulmayacak bir tabu olduğu fikrini kazır.
Çözüm, çocuğunuzun merakını bastırmak değil, onu kapsayıcı bir oyun arkadaşlığına dönüştürmektir. Çocuğunuzu engellemek yerine anlayabileceği bir biçimde bu durumu anlatarak ve onu iletişim kurmaya yönlendirerek hem kendi çocuğunuz hem de görme engelli akranı için sosyal bir ortam oluşturabilirsiniz.
Çocuklar doğaları gereği ayrımcı değildir; sadece hiç bilmedikleri bir duruma nasıl tepki vereceklerini kestiremezler. Çocuğunuzun eteğinizi çekiştirip “Anne, neden öyle yürüyor?” veya “Neden o çubuğu yere vuruyor?” demesi harika bir iletişim fırsatıdır.
Ona paniklemeden, son derece sıradan bir durumdan bahsediyormuşçasına yanıt verin: “Onun gözleri bizimki gibi görmüyor. O yüzden etrafını bastonuyla hissederek veya sesleri dinleyerek tanıyor. Tıpkı senin etrafı iyi görmek için gözlüğünü takman gibi.” Bu basit açıklama, farklılığı saniyeler içinde normalize eder. Literatür, çocukların engellilik kavramını ancak yetişkinlerin rahat, kaygısız ve açık sözlü tutumlarını modelleyerek kavradığını gösterir (MacCuspie, 1996).
Çocuğunuzu oynamaya teşvik ettiniz, peki yanına gidip ne yapacak? Gören çocukların oyun kurma biçimi genellikle göz teması ve mimiklere dayanır. Elindeki topu havaya kaldırıp gülümsemek, “Hadi oynayalım” demektir. Çocuğunuza, yeni arkadaşının bu görsel şifreleri alamayacağını yumuşak bir dille anlatın.
“Onunla oynamak istersen yanına gidip önce kendi ismini söylemelisin” kuralı, işin alfabesidir. “Merhaba, ben Can. Kumlukta benimle şato yapmak ister misin?” diyerek kendini tanıtmak, o an orada inşa edilecek bütün dostluğun en sağlam temelidir. Çocuğunuza mimikler ve jestler yerine her cümeleyi sözlü tekrar etmesi gerektiğini anlatarak iki çocuk arasındaki iletişimi destekleyebilirsiniz.Ayrıca, çocuğunuza izin istemeden birinin kolundan çekiştirmemesi veya elindeki oyuncağı aniden almaması gerektiğini, bunun sadece görme engelli biri için değil, hepimiz için rahatsız edici olduğunu hatırlatın (Sacks ve Wolffe, 2006).
Parktaki oyunların çok büyük bir kısmı ufak uyarlamalarla tamamen ortaklaşa oynanabilir hale gelebilir. Çocuğunuzla bu konuda küçük bir beyin fırtınası yapmak, onun problem çözme yeteneğini şaşırtıcı derecede geliştirir.
Eğer birlikte yakalamaca veya saklambaç oynayacaklarsa, ebe olan kişinin “Buradayım!” diyerek ses çıkarmasını önerebilirsiniz. Kumlukta oynarken, “Bak bu kalıbı kullan” demek yerine “Kalıbı senin eline veriyorum, dokun bakalım nasıl bir şekli var” demenin önemini kavrayan bir çocuk, empati yeteneğini de geliştirecektir. Aynı zamanda çocukların birlikte oynamaktan zevk alacağı, dokunma, işitme ve koklama duyusuna hitap eden oyunlar geliştirmelerine de yardımcı olabilirsiniz.
Diğer çocuklarında oyundan zevk alması için bu oyunlara bulmacalı bir şeylerde ekleyebilirsiniz. İçinde kum olan taslarda oyuncak bulma oynanabilir. Veya farklı nesnelere vurarak çıkan seslerden nesneyi tahmin etmelerini isteyebilir, farklı dokulardan toplarla bir havuz oluşturup çocuklardan sert ve yumuşak topları bulmalarını isteyebilir, çocuklara farklı jelibonlar verip aromalarını tahmin etmelerini isteyebilirsiniz. Çocuklar kural esnetmeye ve bu tür “farklı” oyun taktikleri geliştirmeye bayılırlar.
Yetişkinler olarak bizler genellikle kendi önyargılarımızın ve yersiz acıma duygularımızın gölgesinde saklanırız. Çocukların dünyasında ise bu duygulara yer yoktur; orada sadece oynanacak bir oyun ve paylaşılacak bir an vardır. Parkta salıncak sırası bekleyen görme engelli bir çocuğun yanına gidip, ona sadece adını söyleyen ve kovasındaki kumu paylaşan bir çocuğun inşa ettiği o kısacık bağ, dünyadaki bütün ayrımcılık karşıtı seminerlerden çok daha güçlüdür. Çocuğunuza sadece farklı olanla nasıl iletişim kuracağını öğretmiyorsunuz; ona, gelecekte kimseyi arkada bırakmayan empati yeteneği gelişmiş bir insan olmayı öğretiyorsunuz.
Aileler İçin Yerel Yönetimlerle Etkili İletişim ve Hak Savunuculuğu ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz: https://parilti.org.tr/aileler-icin-etkili-iletisim-ve-hak-savunuculugu/
MacCuspie, P. A. (1996). Promoting Acceptance of Children with Disabilities: From Tolerance to Inclusion. Halifax: Atlantic Provinces Special Education Authority.
Sacks, S., & Wolffe, K. (2006). Teaching Social Skills to Students with Visual Impairments. AFB Press.